DOLAR

38,0133$% 0.27

EURO

41,9830% -0.13

STERLİN

49,4860£% -0.69

GRAM ALTIN

3.801,41%0,13

ÇEYREK ALTIN

6.309,00%-0,19

BİTCOİN

3137695฿%-0.62808

İmsak Vakti a 02:00
İstanbul PARÇALI AZ BULUTLU 13°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Halide İNCEKARA

Halide İNCEKARA

23 Temmuz 2023 Pazar

Siyasette Kadının Varlığı

Siyasette Kadının Varlığı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kadının siyaset yolculuğundaki kaderi hiç değişmiyor.  

12 Haziran genel seçim sürecinin içinde kutlanan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kamuoyunda tekrar TBMM`deki kadın milletvekili sayısının tartışılmasına vesile oldu. Kadınların siyasette nasıl var olduğundan çok kadınların siyasette sayı olarak ne kadar var olduğu günlerce tartışıldı.

STK`ların kadınların haklarına ve hukuklarına yönelik farkındalığını artırmak adına gösterdikleri gayreti saygıyla karşılıyor ama sonuca ulaşmak için söylemlerin daha reel olması gerektiğine inanıyorum.

Hiçbir gelişme ve sonuç sosyolojik, psikolojik ve konjonktürel  verilerden bağımsız değildir.

Kadının varlığını öncelikle sivil toplumdaki, üniversitedeki varlığı, basın ve sendikadaki varlığı ile tartışırsak sonuca daha çabuk ulaşırız.

TBMM albümüne baktığınızda meclise milletvekili yollayan kanallar bellidir:

  • Kamu yönetiminde aktif rol alanlar (Müsteşar, genel müdür, daire başkanı, üst kurul üyeleri, büyükelçi, yargı mensubu vb.)
  • Sivil toplum (Sendikalar, dernek vakıflar vb.)
  • Yerel yöneticiler (Belediye başkanı, meclis üyeleri, vali vb.)
  • Geniş bir aile tabanına sahip olmak,
  • Ünlü olmak,
  • Parti kademelerinde yer almak (İl başkanı, ilçe başkanı, yönetim kurulları gibi)

Bu kanallar, aday adaylığı için gerekli ama yeterli değildir.

Diğer yandan size referans olacak, yol yordam gösterecek, nerede ne zaman olmak gerektiğini söyleyecek, yol haritası çizecek, ortak yaşanmışlıklarınız olan, siyasette ya da sosyal halkada dostlarınız olacak ki siz yüreklenesiniz.

Kadın için en zayıf halka da burasıdır. 8-9 yaşında sokakta oyunla arkadaş edinmeye başlayan erkek çocuklarının okul, yurt, asker, takım ve oyun arkadaşları oluşur. Birbirlerini tanır, tavsiye eder ve referans olurlar. Kadın ise bu aşamalarda daha geri plandadır. Ortak hikâye oluşturacak cemiyet ilişkileri yok denecek kadar azdır. Olsa bile zaten dar olan alanda birbirlerine referans olmakta erkekler kadar cömert olamayabiliyorlar.

Şükür ki artık geride bıraktık lakin bilmeliyiz ki demokrasinin ihtilallerle nefesinin kesildiği bir ülkeyiz.

Bırakın kadın siyasetçilerin yetişip, olgunlaşıp, sayılarının artmasını erkek siyasetçilere bile siyasi yasaklarla kota konulduğu yakın tarih dün gibi yakın bize. Bu yüzdendir ki çok az kadının 20-30 yıllık siyasi yaşanmış hatıraları ve hikâyeleri vardır. Bütün bu süreçte kadına dezavantaj olan durumları aşabilenler, dün de bugün de zaten aktif, siyasi ve sosyal alanda var olabilmişlerdir. Varoluş aşamasında erkeklerle rekabet eden bazı kadınlar maalesef hemcinslerinin muhalefetiyle karşılaşmışlardır.

Kadının, milletin meclisinden hakaretler eşliğinde dışlanması, bu linç, bu görmezden gelme, bu umursamama, bu üzerini örtme, Türk Kadının siyasetteki yeri ve konumu bakımından çok ciddi bir travmadır (2 Mayıs 1999, TBMM yemin töreni).

Tercihleri yüzünden TBMM çatısı altından atılan bir kadın (Merve Kavakçı) ve bir milletvekilidir. Tercihleri yüzünden psikolojik linç harekâtı ile meclisten bir kadın milletvekili atılırken sessiz kalanların bugün “Şu kadar kadın milletvekili istiyoruz!” diye slogan atmaları yaşananlardan büyük ders alındığı kanaatini oluşturuyor.

Aksi takdirde “Şu sayıda kadın istiyorum”un meali şudur: Biz kendimize benzeyen, ona benzemeyen, benim gibi giyinen onun giyimini reddeden bazı kadınların mecliste olmasını istiyoruz. Bu da samimiyet tartışmasına yol açar.

Demek ki mecliste kadın görmek istiyorsak;

  • Sendikalarda ve kamu üst yönetiminde,
  • Sivil toplum liderliğinde,
  • Basının üst düzey yönetiminde,
  • Partilerin il ve ilçe başkanlıklarında,
  • İş dünyasında,
  • Hayatın her kademesinde,

Tecrübe sahibi, yönetmiş ve yönetilmiş, mücadeleci kadınlarımızın sayısının artmasını tavsiye ve teşvik etmeliyiz. Bu yetmez…

Bu kademelerde bulunmak, kadınlarımızın kendilerinin de talebi olmalıdır.

“Vermediler.” şikâyetini, “Çalıştım kazandım.” diline dönüştüren kadın kimliklerin sayısının artacağına inanıyorum.

Rekabet ile nezaket pek yan yana durmayan kavramlardır. Siyaset, rekabetin en yoğun yaşandığı alandır. Nezaketi, rekabete kurban vermeden siyasette kadının sürdürülebilir varlığını sağlamak için hepimize çok görev düşmektedir.

Şehirler (meslek kuruluşları, hemşehri dernekleri vb.), temsil makamına kadın aday vermiyor ve desteklemiyorlarsa, yetiştiremiyorlarsa bundan hicap duymalılar.

Ehliyet, liyakat sahibi, hitabeti güçlü ve kahır çekebilecek çok fazla hemcinsimin olduğunu biliyorum. Onlardan da taşın altına ellerini koymalarını istiyorum.

“Zaten olmaz ki…” demeyin en yakınınızdaki bir sosyal kurumdan, parti teşkilatından işe ve yolculuğa başlayın. Kimse önünüze kırmızı halı sermeyecek elbette… Ama kaybede kaybede bakmışsınız ki kazanmışsınız…

Ama “Ben istiyorum, ailemi ikna edemiyorum”, “Çevrem olur vermiyor.” diyorsanız daha baştan kaybettiniz. Siyaset biraz da ikna edebilme, doğru bildiğini başkasına anlatabilme sanatıdır.

Nihayetinde TBMM’de temsil eden kadın sayısının artması, yukarıda saydığımız her merhalenin aşılması ile sağlanır.

Eğitim dâhil ülkemin bütün kadınlarının hak ve sorumluluklarının eşitlendiği bir toplum yaratmadan siyasette temsil eşitliğini tartışmamız doğru ama eksik olur.

Demek ki siyasette kadının sayısını arttırmak istiyorsak siyasete insan taşıyan kademelerdeki kadınların sayısını artırmamız gerekiyor…

Devamını Oku

Terör Örgütlerinin Tehlikesi Altındaki Gençler

Terör Örgütlerinin Tehlikesi Altındaki Gençler
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Genç ve gençlik dediğimizde ilk aklımıza gelen yerinde duramayan; atik, cesur, hayalperest, duygusal, ölüme meydan okuyan, risk almaktan korkmayan, bir tasvirdir. Gençlik; fiziksel, psikolojik ve sosyal gelişme olgunlaşma sürecini gerektirir. Gençlik; bireyin kimlik kazandığı çağdır. Kendilerine rol model aradıkları, taklit ederek büyüdükleri, duygularının ön plana çıktığı, öfkelerini kontrol edemedikleri, sevinci ve hüznü de coşkuyla yaşadıkları bir süreçtir. Hayat hikâyeleri birikmediği için de yanlış ve doğruyu tecrübeyle ayıklamaları mümkün değildir. Bu nedenle gördükleri, duydukları ilklerle bir ömür şekillenmektedir.
Gençlik;

• İdeallerin peşinde koşulduğu,

• Endişeleri, ihtirasları, tutkuları içinde barındıran,

• Akran ve çevre etkisinin çok fazla olduğu,

• İtiraz ve reddiyelerin tavan yaptığı sorgulama çağıdır.

• Doğduğu coğrafyanın, iklimin, gelenek göreneklerin, ailenin, okulda ki öğretmenin, sokaktaki arkadaşının etkisi altındadır.

(Örneğin, öfkeli bir çevrede, sorunlarını şiddetle çözmeye alışmış bir çevrede büyüyen genç, çözümün şiddette olduğunu düşünerek kendisi şiddeti bir çözüm yolu olarak taklit edecektir.)

• Sevgisinde de öfkesinde de “delikanlı” ifadesinin hakkını verir.

• Toplumda itibar edinme, kabul görme ve onanma sürecidir. Elbette gençlik dediğimizde; Erkek olmak, kız olmak, Çok çocuklu ailede ya da tek çocuklu ailede olmak, Yoksulluk, zenginlik, Anneli babalı, yetim, öksüz olma, Eğitimde iyi bir öğretmen ile karşılaşma, Savaş olan ya da refah seviyesi yüksek bir ülkede doğma, Şiddet eğilimli bir ailede büyüme, Merhamet ve sevgi yüklü bir ailede büyüme… Gençliğin fiziksel, duygusal gelişimini etkileyen ortamlardan bazılarıdır. Gençlik döneminde yaşanılan olumlu ve olumsuz tecrübeler, duygu kayıpları, hayal kırıklıkları o gencin ömrünün geri kalan kısmını da etkileyecektir maalesef.
Gençlik bugünümüz olmadıkça “Gençlik geleceğimizdir.” sözü kulağa hoş geliyor. Gençlik ve zamana iltifat ettiğimizi düşünüyoruz. Oysa ben bu sözü hiç sevmem. Geleceği bugünden önemli addetmem. Gençliğini, bugünü yapabilen toplumların geleceği zaten anlamlı ve ferahtır. Benim sloganım; “GENÇLİK BUGÜNÜMÜZDÜR.” Yalınlığını, cesaretini, yüreğini, duygusallığını, enerjisini, bugün doğru ve yerinde ifade etme fırsatı verilen gençlik, hem kendini hem toplumun büyümesini inşa edecek; bugününü sağlam temellere oturtan gençlik ömrünün kalan kısmını bireysel olarak da daha huzurlu ve güvenli sürdürecektir.
“Ne ekersen onu biçersin” İfadesinden hareketle bir insan her şeyi en hızlı öğrendiği “Saf ve yalın dönemidir.” gençlik. 3-4 yaşından neredeyse 25 yaşına kadar (özellikle büyükşehirlerde) sabahın köründe servislerle sınıflara ve okullara doldurulan, sınavlara mahkum edilen bir neslin, bugününden çok yarını ile ilgilenildiği kanısındayım. Bugününü kaygı korku endişe ve başarı-başarısızlık kavramları ile doldurulan bir gençlik yarınını nasıl inşa edecek? Terör tehdidine karşı gençliğimizi korumak, alacağımız tedbirleri konuşabilmemiz için: Gençliği ve gençlik davranışlarını, özellikle değişen neslin davranış değişikliklerini iyi takip edip ve onlara uygun ortamlar sağlayabilirsek çocuklarımızı terör, şiddet ve diğer olumsuzluklardan etkilenmelerini en aza indirebiliriz.
Terör Literatürde onlarca tanımını bulacağımız terör kısaca: Bir toplumu, devleti hedef alan yıldırma, çatışma, korku salma, bizzat cana, yaşam hakkına saldırma, tehdit ve saldırıları içinde barındıran son yılların etkin- yaygın savaşma araçlarından biri olarak önümüze çıkmaktadır.

Devamını Oku

‘Önyargılar en büyük düşmanımız..’

<strong>‘Önyargılar en büyük düşmanımız..’</strong>
1

BEĞENDİM

ABONE OL

‘Önyargılar en büyük düşmanımız..’

Partilerimiz siyasi duruşlarımız birbirimizi dinlememizi engellememeli. Bunun nelere engel olduğunu yıllardır gözlüyoruz.. Katiyen seni dinlemezler dedikleri topluluklara, siyasi kimliğimi söylemeden misafir oluyorum. Çok bereketli sohbetler oldu.. Sohbet sonunda çok ortak düşünce, az farklılıklar olur. Hep görüşelim çok sevdik sohbetinizi, düşüncelerinizi denir. Hatta tekrar görüşmek üzere söz alınır. Ev sahibi sohbetin sonlarına doğru AK Partili olduğumu söylediğinde şaşkınlıkla “Aaaa inanamıyoruz…” şeklinde yükselen nidalar bize anlatıyor ki birbirimizi daha yakından tanımalı daha çok konuşmalıyız..

Farklı insanların yazılarını ve söyleşilerini takip etmeliyiz ki siyasetimiz zenginleşsin empatimiz kuvvetlensin..

Bu tanışma ve konuşmaların bir çok insanın enerjisini faydaya dönüştürdüğünün şahidiyim.

Devamını Oku

Şiddeti haber vermek şiddeti tetikler mi sizce? 

Şiddeti haber vermek şiddeti tetikler mi sizce? 
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şiddeti haber vermek şiddeti tetikler mi sizce? 

Haberi vermek değil haberin sunuluş biçimi şiddet eğilimlilerini cesaretlendirir.. Yapma cesareti olmayanı “Demek ki yapılabiliyormuş” diye cesaretlendirir.. Çok tekrarlanınca izleyici kanıksar ve şiddete karşı duyarsızlaşır.. Haber sunuşu ses tonu, tekrar sayısı ve cümle kuruluşları çok önemli..

Haber metninde yazarın yeteneğini görürsünüz.. Bazıları, az kelime az şiddet görüntüsü ile sizde acı hissini uyandırırlar.. Hem bilgi sahibi olur hem hissedersiniz. Sizde tekrar kin ve şiddet hissi uyandırmayacak dil kullanırlar.. Bazıları da maalesef bol şiddet görüntüsü tekrar tekrar, kin ve öfkeyi tetikleyen ses tonu ile istemeseler de şiddete katkıda bulunurlar.

‘Reyting kaygısı haberciyi buna zorluyor’ savunması olmaması için haberlerde bu reyting telaşı kaldırılmalı.

Anladığıma göre basındaki kavga dilini eleştiriyorsunuz..

Basın-yayın demokrasinin vazgeçilmezidir. Farkındalıklarımızın artması, doğru bilgiye ulaşmamızla mümkün. Bu da ilkeli bir yayın anlayışında saklı.  Gençliğimizde takip ettiğimiz köşe yazarları vardı.. Bilgi ve duyguyu cümlelerinde bizimle paylaşırlardı. Hakaret itham sözcüklerine tenezzül etmezlerdi..

Teknolojinin gelişmesi ile evimize hızla giren basın yayın araçlarını somut olarak kullanmayı öğrensek de hem yayıncılık, hem de basın okuryazarlığı açısından sanırım zamana ihtiyacımız var.

Hem tarihçi, hem siyasetçi, hem sağlıkçı, hem sosyolog, hem eğitimci aynı anda olmaya çalışmak yerine, iyi bir haberci olmak yolumuzu aydınlatacaktır inşallah.

Elbette her alan birbirinden beslenerek güçlenir.. Ama herkes kendi alanında esas görevini en iyi şekilde yapmalı.

Rol kapınca rol kapan da  zayıflıyor maalesef..

Güçlü ve adil bir siyaset kurumu, güçlü ve ilkeli bir basınla hayat bulur.. Menfaatleri gerçekleşmeyince hükümet yıkıp hükümet kuranların devri geçti inşallah. Diğer yandan gazeteci kılığına bürünmüş terörist ve şiddet severleri elbette bu konuşmaların konusu bile etmiyorum.. Onlar basına sızmış bölücü ve yıkıcı kimliklerdir.. Gazetecilik, onların maskeleridir.

Devamını Oku

0

BEĞENDİM

ABONE OL

MECLİS BİR YİĞİDİNİ UĞURLADI

Bugün meclis bir yiğidini uğurladı?
Meclis bir saat önce uğurladığı acılı kalabalığın hüznünü devam ettiriyordu, çığlığını içine gizleyen bir sessizlikte?
Ağaçlar hışırtısını kesmiş, dallarında kırlangıçları susmuştu sanki..
Meclis bir yiğidini uğurlamıştı?
Çalışanları,misafirleri,arkadaşları, tanıyan-tanımayan herkes yastaydı bugün?..
Keşkeler ağızlara düşmüş, satırbaşı olmuştu her konuşmanın?
Keşke, daha yakından tanısaydık?.
Keşke?
Kıymetini,değerini daha çok bilseydik..
Keşke?
Ona olan sevgi ve saygımızı daha çok ifadelendirebilse idik
Keşke?Keşke?
Nefes alırken ders verdiği, örnek olduğu insanlara nefes verirken de ders vermeye devam etti?
Yıllarca hücrelerde geçen yıllarını anlattı.
Masum, suçsuz ve isyansız…
Devletle küs olunmaz dedi…
Vatan, millet, bayrak sevdasını yar diye sardı bağrına?
Körpe, genç, yaşlı; gözyaşı döktü ardından.
Belki elini hiç sıkmadılar ama,
Parke parke soğuk işledi onların ciğerine…
Seçim bitti ALPEREN,
Sandıktan sen çıktın?
Buram buram
Vefa çıktı, acı çıktı…
Sandıktan sen çıktın ALPEREN,
Zarf zarf pişmanlık çıktı.
Mühürler yüreklere vuruldu acı diye diye?
Sandıktan sen çıktın ALPEREN…
Yılların unutturduğu
heyecanı, sevdayı, umudu, ölümsüzlüğü hatırlattın bize..
Sandıktan sen çıktın ALPEREN?
DAMLA DAMLA GÖZYAŞI olarak,
Yudum yudum acı olarak,
Keşkelerle eyvahlarla,
Sen çıktın sandıktan ALPEREN ?

GÜLE GÜLE YİĞİT İNSAN

Tutun gidiyor,
Almış da başını?

Tutun gidiyor,
Alperenin naâşını?

Tutun gidiyor,
Çok özlediği sevdiğine
Milyonlarca sevenin elinde.

Ey sonsuzluğun sahibi,
Aldın emanetini de
bitirdin yiğidin özlemini?

Tutun,
Ellerinizin üstünde
Uçarak gideni sevdiğine,
Kepek kepek gelinlik içinde?

Tutun,
Ellerinizin üstünde
Şiirlerle gideni,
Tutun yüreğinizde,
Tekbirlerle gideni?

Ey güzel insan!

Hatırlattın,
Unutanlara ölümü
Hatırlattın,
Adam gibi adam olmayı?

Ey Yiğit,
Boynumuza borç olsun
Seni anlatmak gençlere,
Boynumuza borç olsun
Seni anlatmak geleceğe?

Devamını Oku